Önyargılar beynimizin bir nevi kurtarma planı olarak bilinir. İnsan beyni sınırlıdır ve her bilgiyi ayrı ayrı işlemek için yeterli zaman yoktur. Bu nedenle dünyayı hızlı bir şekilde anlamlandırmak ve kestirme sonuçlara varmak için önyargılar ve kalıpyargılar, dünyayı kategorize etmesi bakımından bilgi işlemeyi basitleştirmeye çalışmanın bir sonucudur.
Her konuda olduğu gibi ruh sağlığı konusunda da toplumda pek çok önyargı ve kalıplaşmış yargı bulunmaktadır. Bunlar ruh sağlığı uzmanlarına (psikiyatrist, psikolog, psikolojik danışman), yararlanıcıya veya hizmetin kendisine yönelik olabilir.
Ruh sağlığı hizmetleri arasında psikoterapi, danışmanlık hizmetleri ve psikofarmakoloji yer almaktadır. Kişiler, psikoterapinin yanı sıra ihtiyaca göre psikiyatrik destek de alabilir. Psikiyatrik tedavilerde kullanılan ilaçlara psikotrop ilaçlar denir. Maalesef çoğu toplumda psikiyatrik hastalıklara karşı bir önyargı olduğu gibi psikotrop ilaçlara karşı da bir önyargı var. Bu ön yargılardan dolayı hastalıkların tanısı geç konulabilmekte, hekimler tarafından tedaviye geç başlanabilmekte ya da hiç başlanmamaktadır. Tedavi edilmeyen hastalıklar hastalığın kronikleşmesine ve bireylerin yaşam kalitesinin önemli ölçüde düşmesine neden olur. Bu yazıda daha çok psikoterapiye odaklanıldığı için psikiyatride kullanılan ilaçlara yönelik sık önyargılara kısaca değinilmiştir.
Bağımlılık/ Yan Etkiler/ İlaçtan beklentiler: Psikiyatristlerin sıkça paylaştığı bilgilerden biri, antidepresan ilaçlar, antipsikotik ilaçlar ve duygudurum düzenleyiciler gibi çoğu ilaç fizyolojik bağımlılık yapmayacağıdır. Her durumda ve her ilaçta olduğu gibi bu ilaçların da doktor kontrolünde kullanılması ve bırakılması gerekmektedir. İlaç kullanırken bazı istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir, bunlara yan etki denir ve her ilaç için belirli oranlarda ortaya çıkabilir. Ancak dengelenebilir ve göz ardı edilebilirse bu bir sorun olmayacaktır. Kişi bundan rahatsızlık duyuyorsa doktoruyla paylaşarak yeniden düzenleme yapılabilir. Bu herkeste aynı şekilde ve aynı şiddette gerçekleşmez. Bazılarında bir takım yan etkiler ilacın başında ortaya çıkabilir, bazılarında olmayabilir. "Başkası kullanmış, kötü olmuş, iyiymiş" gibi söylentilere itibar edilmemeli, çünkü kullanılan ilaç aynı olsa bile her ilaç ve tedavi kişiye göre ilerler. Ayrıca bazı rahatsızlıklar için ilaç tedavisi şarttır, bu tür söylentilerin yayılması kişilerin tedaviden uzak durmasına neden olur. Bununla ilgili soruların uzman doktoruna sorulması ve doğru kaynaklardan araştırılması gerekir.
Hem ilaçlara hem de psikolojik danışmanlıklara ilişkin yanılgılardan biri de "kişinin kendi sorunlarını çözebileceği" düşüncesidir. Elbette bağlama ve şartlara göre bazı sorunları kendi başına çözülebilir ancak burada "hangi sorunlar, nasıl" konusunun da konuşulması önemlidir. Örneğin bazı travmalarımızı zamanla bizi rahatsız etmeyecek düzeyde bulabiliriz ama bazen de böyle olmaz. Bu risk gereksiz olduğu gibi bu süre zarfında yaşam kalitesinin bozulması gibi başka sorunlara da neden olabilir. Erken destek ile çok daha hızlı ve daha faydalı sonuca ulaşılır. Daha önce de belirtildiği gibi bazı psikolojik rahatsızlıklarda (örneğin kişinin kırılan ayağını tek başına iyileştirememesi ve hastaneye giderek tedavi görmesi gibi) doktorların önerdiği şekilde ilaç tedavisi şarttır. Ayrıca bu tedavi kişiyi işlevsiz hale getirmez, aksine kişinin işlevlerini engelleyen semptomlara müdahale ederek daha iyi yönetmesine ve çözüm bulunmasına katkı sağlar. Bu sayede kişi kendi hayatında sorun çözmede daha aktif olabilir. Aynı şekilde psikoterapi ve danışmanlıklarda da kişi ihtiyaçlarının farkında olup bu doğrultuda harekete geçer ve bu sebeple başvurur.
Psikoterapi sürecinde bireyler düşünce, duygu ve davranışlarını anlamlandırır; Kendilerinin ve çevrelerinde olup bitenlerin daha fazla farkına vardıkları bir süreçtir. Psikoterapi, danışanın psikolojik sağlığını bilimsel olarak kanıtlanmış yöntem ve yaklaşımlarla iyileştirmek ve korumak amacıyla danışan ile danışman arasında çalışmaların yürütüldüğü uygulamalı bir süreçtir. Eski çağlardan beri psikolojik rahatsızlıklar var olmuş ve günümüzde de var olmaya devam etmektedir.
Psikoterapi, kişinin zor durumları daha sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi için attığı önemli bir adımdır. Her birey için benzersiz bir deneyimdir, danışanlar için farklılıklar içerir ve uzun vadeli bir süreçtir.
Kişinin çevresine ya da kendi kişisel deneyimlerine bağlı olarak psikoterapiye yönelik ön yargıları olabilir. Bu önyargılardan kısaca bahsedecek olursak:
1- "Sorunları olan kişiler terapiste gider": Her insanın hayatında stres yaratan etkenler ve sorunlar vardır. Bazen bu sorunlar daha azdır, bazen daha yoğun olabilir. Ayrıca farklı sebeplerden dolayı yaşanan psikolojik sorunlar da vardır. Aslında bunlar için psikolojik destek almak kişinin kişisel gelişime açık olduğunun göstergesidir. Bunun dışında kişi kendisi hakkında farkındalık kazanmak, evlilik öncesi danışmanlık almak veya ebeveyn danışmanlığı almak gibi nedenlerle de psikoterapiye başvurabilir. Çünkü her konuda uzman olmamız mümkün değildir ve eğer karnımız ağrıyor diye doktora gidiyorsak ruh sağlığı alanında uzman birinden de aynı şekilde hizmet almalıyız. Ayrıca, psikoterapistler, danışmanlar da dahil olmak üzere hepimizin kendi kör noktaları vardır ve bunları keşfetmenin en efektif yolu budur.
Bu inancın başka bir versiyonu:
“Psikoterapi almak zayıflık meselesidir”
Psikoterapi süreci, bireylerin iç yapısını, psikolojik dengesini ve çevreyle olan ilişkisini anlamlandırdığı bir süreçtir. Güçlü ya da zayıf olma tanımları kendi içinde yanılgılar taşıyabilmekle birlikte, psikoterapiye başvurma nedenlerinden biri olarak güçlü ya da zayıf olma konusunda herhangi bir nedensellik bulunmamaktadır. Psikoterapistler de kişileri bu özelliklere sahip olarak değerlendirmezler.
2- Cinsiyet Rolleri/ Toksik maskülenite: Toplumsal cinsiyet (gender), doğumda atanan cinsiyete (biyolojik cinsiyete) atfedilen tüm rolleri, beklentileri ve inançları ifade eder. Kadın ve erkeğin farklı toplumlarca yaratılan sosyo-kültürel yapılanmasıdır. Yaygın erkeklik rolleri, cinsiyet rollerinin keskin bir şekilde tanımlandığı çoğu toplumda güç ile ilişkilidir. Sağlık hizmeti aramanın da bu tarz toplumlarda zayıflık ve kadınlıkla ilişkilendirildiği görülmüştür. Bu tür yanlış ve geçersiz inanışlar, erkeklerin bedensel hastalıklar da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerine başvurmamasına ya da geç başvurmasına neden olmakta ve dolayısıyla hasar büyüdükçe yardımcı olmak zorlaşmaktadır. Bu kaçınmaların devam etmesi, ayrıca bu hizmete ihtiyaç duyan veya bu hizmetten yararlanan diğer kişilere yüklenen rollerinin pekiştirilmesine ve damgalanmasına yol açmaktadır.
3- “Psikoterapi sürecinde rahatlamak önceliklidir”: Psikoterapi, sürecin her aşamasında farklı duyguları içerir. Paylaşmanın sağladığı rahatlığın yanı sıra, kişi tarafından arzu edilmeyen üzüntü, öfke gibi duygular da terapi sürecinde ortaya çıkabilmektedir. Bazı seansların sonunda kişilerin kafa karışıklığı, rahatsızlık veya farklı duygular hissetmeleri normaldir.
4- “Psikoterapiste söylediğimi arkadaşlarımla da konuşabilirim”: Burada psikoterapiyi arkadaş sohbetine indirgeyen bir çerçevenin olduğu fark edilebilir. Elbette insan yaşadığı deneyimlerin bir kısmını veya tamamını arkadaşlarıyla paylaşabilir. Ancak psikoterapi her ne kadar konuşmayı da içerse, sohbet olarak tanımlanamaz, sadece anlatım içermez. Danışman ve danışan terapiye katacakları üzerinde birlikte çalışılır. Psikoterapinin belli bir şekli, süresi ve amacı vardır. Psikoterapi, bilimsel yöntem ve tekniklerin belirli bir plan dahilinde kullanıldığı, hedefe yönelik, ilerleyen bir süreçtir. Ayrıca kişilerin psikoterapi sürecine ilişkin gerçekçi olmayan beklentileri olabilir ve bunun sonucunda psikoterapiye ilişkin önyargılar gelişebilir. Psikoterapiyle ilgili yanlış beklentilere örnekler şunlardır:
Psikoterapinin kendisi hakkında gerçekçi beklentiler oluşturulabilmesi için sürece ilişkin bu bilgilerin terapist tarafından ilk seansta kişilerle paylaşılması ve kişilerin bilgilendirilmesi gerekmektedir. Danışanın yapabileceği şey, kendi yararına olacak şekilde tüm süreç boyunca terapistle aklındaki her soruyu ve endişeyi şeffaf bir şekilde paylaşıp netleştirmektir.
Şunu da eklemek gerekir: Psikoterapi, kaynaklarını bilimsel yöntemlerden alan bir uygulama alanı olmalıdır ve psikoterapist, öğrendiklerini uygulama becerisiyle hizmet veren kişidir. Ayrıca kişisel faktörler, danışan-terapist dengesi gibi pek çok farklı değişken vardır ve süreci belirleyen tek şey danışanın özellikleri değildir. Elbette niteliksel farklılıklar olabilir, ancak burada kişilerin spesifik deneyimlerini psikoterapinin kendisine genelledikleri ortak önyargılardan bahsedilmektedir.
Bireysel ve toplumsal bazda iki yönlü olarak neler yapılabilir diye düşünebilir. Sosyal ve kurumsal açıdan bakıldığında ruh sağlığı hizmetlerine erişimin en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunun kabul edilmesi ve buna göre politikalar geliştirilmesi gerekmektedir ve elbette bu hizmetlerin herkes tarafından eşit şekilde erişilebilir hale getirilmesi en önemli görevlerden biri olmalıdır. Medyada ruh sağlığı hizmetlerine ilişkin çok fazla stereotip ve gerçekçi olmayan içerik bulunmaktadır. Bunların düzeltilmesi ve insanlara doğru mesajların verilmesi gerekmektedir.
Bireysel olarak ilk adım, bu konudaki kendi bilgimizin güvenilirliğini gözden geçirmek olabilir. Bazen bu konuda çok açık olmasa da çeşitli şekillerde kafamızda örtük önyargılar oluşabilir. Ruh sağlığı hizmeti denince aklımıza ilk ne geliyor, aklımızda ne var, bu konuda otomatik düşüncelerimiz ya da imgelerimiz neler diye fark etmeye başlanabilir. Aklımıza gelen otomatik düşünceleri filtreleyebilir ve bunların ne kadarının bilgiye, ne kadarının diğer faktörlere dayalı olduğu incelenebilir. Böylece düşünceler test edilebilir.
Her alanda önyargıları kırmanın en iyi yolu önyargılı olunan şeye ya da gruba dokunmak, temas etmektir. Bu hizmetlerden kaçınmayarak, sağlığımız için yapılabilecek en sağlıklı yollardan birinin ruh sağlığı hizmetlerine başvurmak olduğunu unutmadan, ihtiyaç duyulunca bu hizmetlerden yararlanmaya yönelinebilir.
Bu önyargıları ve yanlış inançları başkalarıyla konuşulabilir ve onlar bu hizmetleri almaya teşvik edilebilir. Özellikle hala Türkiye’de erkekler anlattığımız nedenlerden dolayı bu hizmetlerden yararlanmaktan kaçınmakta ve çoğu durumda sorunlar büyüyerek hem kendilerine hem de çevrelerine daha zararlı hale gelmektedir. Hem toplumsal cinsiyet rollerini hem de ruh sağlığına ilişkin yanlış inançları öğrenilebilir ve bunları doğru bilgilerle değiştirerek günlük hayatta yayılmasında etkili olunabilir.
Randevu oluşturmak ve detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.